Oca
23
2009

Bir alışverişkoliğin itirafları!

Isla FisherÜnlü kostüm tasarımcısı Patricia Field ile yeni filmi ve stil sırları üzerine bir röportaj…

En son ne zaman kredi kartı borcunuz yoktu? Ben hatırlayamıyorum bile. Kendinize engel olamayıp çok beğendiğiniz o ayakkabı, elbise, palto, pantolon, gömlek, tişört kartla ödendiği ve hiç para harcamıyor hissi yarattığından kısa bir süre içinde başınızı fena şekilde ağrıtabiliyor. Şahsen bu durumu çoook iyi biliyorum! Neyse ki durumum Rebecca Bloomwood kadar kötü değil. Kendisi 20 Şubat’ta vizyona girecek olan ‘Confessions of a Shopaholic’ adlı filmin ana karakteri. Alışverişkolikler ile ilgi yazdığı kitaplarıyla tanınan Sophie Kinsella’nın romanlarından (Türkçe’ye ‘Alışverişkolik ve Pembe Dünyası’ olarak çevrilmiş) uyarlanan filmin kostümleri ise, tahmin edebileceğiniz gibi, dikkat çekici. Başrolde “şimdilik” fazla tanınmayan oyuncuların olduğu, gerçekte ise başrolü giysilerin oynadığı ‘Confessions of a Shopaholic’in kostüm sorumlusu, şaşırmayacağınıza eminim, ‘The Devil Wears Prada’ (Şeytan Marka Giyer) ve Sex and the City’den hatırladığımız Patricia Field. Film, bir dergide finansal tavsiyelerde bulunan ama aslında tam bir alışveriş hastası ve kredi kartı mağduru olup bu durumunu gizlemeye çalışan Rebecca Bloomwood’un komik (belki de trajikomik) hikayesini anlatıyor. Filmi henüz izlememiş olmakla birlikte, izleyenlerin alışveriş takıntılarından kurtulmalarına yardımcı olacak ipuçları verebilmesini umduğumu belirteyim. Bu arada film ile ilgili Patricia Field ile yapılan bir röportajı da sizinle paylaşmak istedim. İşte Patricia Field’ın “İtirafları” ve stil tavsiyeleri:


(Büyük halleri için fotoğrafların üzerine tıklayabilirsiniz.)

 

Confessions of a Shopaholic’in stilini nasıl özetlersiniz?
“Harika aksesuarlar, çantalar ve kemerlerle birlikte çok renkli, ışıltılı ve seksi olduğunu söyleyebilirim. Filmin stili ‘Sex and the City’ ve ‘Devil Wears Prada’dan daha genç ve taze.”

Filme ne gibi katkılarınız oldu?
“Bu filme bakılacak güzellikler ve görülecek eğlenceli bir şeyler kazandırdığımı umuyorum. Isla’nın oynadığı karakter (Rebecca’yı kast ediyor), yeni şeyler almadan duramıyor ve bu bağımlılığı nedeniyle de çok büyük bir gardıroba sahip. Lüks markalar ile olmayanların ürünlerinden oluşan çok aydınlık, gençlik dolu ve eğlenceli bir gardırop bu. Her şey, baştan sona başarılı bir şekilde bir araya geliyor.”

Peki Isla Fisher’ın oynadığı karakter neler giyiyor?
“Tasarımcı ürünleri giymese bile her zaman tasarımcı kıyafetleri giyiyormuşçasına elindekileri bir araya getiriyor. Kısa elbise ve etekler, hatta parlak renkli bir palto gibi diğer kıyafetlerini onun etrafında belirlediği harika giysiler giyiyor. Fazla abartıya kaçmadan seksi, kısa giysiler giymeye çalışıyor ve her zaman da harika görünmeyi başarıyor.”

Sizce hangi görünüm filmden sonra kopyalanmaya başlayacak? Moda takipçisi kızlar film için yarattığınız hangi görünümü örnek alacaklar?
“Asıl olarak Gwen Stefani’nin ünlü yaptığı şu Harajuku görünümü, Japon tarzını örnek alacaklar bence. Japonya’dan pek çok kıyafet almıştım ve Isla da o görünümü kendine göre yorumladı.”

Filmde başka belirgin görünümler var mı?
“Bazı karakterler için ‘Williamsburg görünümü’nü temel aldık. Becky’nin oda arkadaşı Suze rolündeki Krysten Ritter’ın giyimi örneğin böyle. Onu bir ‘Williamsburg kızı’ gibi giydirdik; yani genç, sanatsal ve çekici bir görünüme sahipti. Bu terim, New York’taki pek çok genç kızın uyguladığı o giyim tarzından geliyor. Bunlar Manhattan’daki yaşam pahalılığı nedeniyle Brooklyn köprüsünün öte yanına taşınan kişiler. Williamsburg kızlarının, sınırlı bir bütçeye sahip gençleri yansıtan çok belirgin bir tarzları var.”

Peki filmde bu tarzı görenler, sonra nasıl Williamsburg görünümünü elde edebilirler?
“Dikkatli olmalılar çünkü bu tarz, iyi düşünülüp oluşturulmalı. Bu kızlar aslında hep aynı şeyleri giymezler. Ayrıca saçlarının hep bakımlı ve tarz bir görünümü olmasına özen gösterirler. Upuzun, seksi görünümlü saçları yoktur. Yani bu görünümü yakalamak için saçınızı kestirip şekillendirin ve farklı tarzlardaki giysileri bir araya getirip eklektik bir görünüm elde edin. Bu tarz daima ‘bir araya getirilmiş’ izlenimi vermelidir. Örneğin, filmde Kristen erkeklerin giydiği bir askeri palto giydi. Bu hiç pahalı olmayan ve çok yaratıcı bir seçim. Ayrıca, eşarpları farklı parçalarla eşleştirip kullanmak da mümkün.”

Mağazalar bu filmde ne kadar belirgin? Ne de olsa film bir alışverişkolik hakkında.
“Film için çok önemliler ve bazı tasarımcı mağazaları ile ilişkilerim sayesinde kapılarını bize tamamen kapılarını açtılar. Prada ile daha önce çok çalışmıştım, bu yüzden filmde de çokça Prada bulunuyor. Ancak bunların büyük bölümü erkek koleksiyonuna ait.”

Hugh Dancy filmin baş aktörü. Onu nasıl giydirdiniz?
“Hugh’un filmde iki farklı görünümü var. Hikayenin ilk bölümünde moda bilincine sahip değil ve giysileri ile fazla ilgilenmiyor. Bu yüzden de çok sade ve mütevazi giyiniyor. Moda ile ilgilenmediğinden bazen iyi görünmekle beraber, iyi görünmediği de oluyor. Ancak hikayenin gidişatında Isla, yani Rebecca, onu Prada’da bir alışveriş turuna çıkarıyor. Böylece Hugh, Prada’dan giyinmeye başlıyor. Yani bol ve toprak tonlarındaki renksiz giyim tarzı, yerini dar kalıplı takımlara, pantolonlara, dar bir siluete sahip koyu renklere bırakıyor ve Hugh çok iyi görünmeye başlıyor.”

Peki, süper-lüksler içindeki etkileyici dergi yayın yönetmeni rolündeki Kristin Scott Thomas’ı giydirmek nasıldı?
“Kristin muhteşemdi; kendi görünümünün oluşturulması ile yakından ilgilendi ve üzerinde çalışmam için bana, kendisi de Paris’te yaşadığından, Fransız sosyetesinden ünlü bir kadının fotoğraflarını verdi. Karakterinin sanatsal modaya yakınlığından büyük heyecan duyuyordu. Ona büyük mücevherler ve klasik görünümlü fularlar aldım. Hikayenin yazılış şekline dayanarak onun büyüleyici bir diva şeklinde olması gerektiğini düşündüm. Ancak onun klasik ve keskin değil, sanatsal bohem bir tarzı vardı. Tüyler, kürk, büyük aksesuarlar ve dökümlü giysiler içindeydi. Onu giydirmek çok eğlenceliydi; çünkü tarzını birlikte oluşturduk ve sonuç işe yaradı.”

Peki kendiniz nasıl giyiniyorsunuz?
“Ben aslında modaya hiç düşkün değilimdir. Jean pantolon ve tişörtler giyerim; hatta aynı şeyleri tekrar tekrar giyerim. Bir filmin karakteri değil, ressamıyım. Kişisel olarak çok sade giyinirim. Gardırobumda tasarımcıların giysileri de vardır, kendi mağazamdan da giysiler bulunur. Bunları birbirleriyle kombine ederek kullanırım. Ne giydiğim onu nerede giyeceğime bağlıdır. Örneğin dün akşam resmi bir yemeğe davetliydim ve minik bir Versace elbise giydim. Ancak kendime giysiler tasarlamıyorum. Zira ben bir giysi tasarımcısı değil, giysilerle kolajlar yapan bir sanatçıyım.”

Patricia, modada nelere düşünmeden para harcarsın?
“Ben pek müsrif biri sayılmam. Gerçi çok pahalı, yüksek topuklu ve gladyatör modeli bir ayakkabı aldığım oldu. Sarah Jessica Parker onları ‘Sex and the City’de giymişti; ben de onun siyah ve kahverengi modellerinden, tanesini 700 Dolar’a almıştım.”

Size kimler ilham veriyor?
“Ben fikirlerimi tasarımcılardan ziyade sokaktaki kızlardan alıyorum. Belli bir tasarımcıyı yakından izlemektense, sokağı gözlemleyip ona bakarak kendime geniş bir seçenek ve ilham kaynağı sağlıyorum. Ayrıca kabul edelim ki sokakta, podyumdakilerden daha ilginç kızlar bulunuyor.”

Peki, moda için ayıracak büyük bütçesi olmayan kadınlara neler önerirsiniz?
“Rebecca’nın gardrobu lüks markalarla yüklü ve pahalı değildi. Büyük bir kısmını Tokyo’da bir alışveriş merkezinden almıştım. Yani, pahalı giysiler giymenize gerek yok. Makul fiyatlardaki güzel kıyafetleri alabilirsiniz. Durumunuzu değerlendirmeli ve cüzdanınız ile yaratıcılığınız arasında bir denge kurmalısınız. Kesinlikle cüzdanınıza uygun parçalar seçmeli ve sizi mutlu eden kıyafetler giymelisiniz. Bu şekilde ne giyerseniz giyin iyi görünürsünüz. Bu gerçekten mümkündür.”

Hepimizin gardırobunda olması gereken temel bir parça var mı?
“Tüm dünyaya ‘şu kemeri takmalısınız’ diyemem. Herkesin vücudu birbirinden farklıdır. Yaşları farklıdır. Fikirleri farklıdır. Moral veren kişi olmalısınız. Sizin için güzel bir elbise seçebilirim ama size bir stil veremem. Ama bir süre birlikte çalıştığımda insanlara kendi tarzlarını bulmalarında yardımcı olabilirim ve asıl amacım hep budur.”

Sex and the City ve Devil Wears Prada gibi filmlerde kullandığınız nefes kesici giysilerle büyük trendler ortaya çıkardınız ki aynı şey Confessions of a Shopaholic’te de olacak gibi görülüyor. Moda dünyasında ileriyi görebilmenizin sırrı nedir?
“Bu bir trend ortaya koymakla ya da bir fenomen yaratmakla ilgili değil. Sex and the City’de böyle bir şey yapmaya çalışmadım, o durum kendiliğinden gerçekleşti. Dizi modayı kadınlar açısından, özellikle de alışveriş merkezlerinde alışveriş yapanlar açısından, çok değiştirdi. Onlara her şeyi giyebileceklerini gösterdi. Tabii ki bunu doğru uygulayabilmek için hala üzerinde çalışmak gerekiyor. Ama dizi kadınları liberalleştirdi. Aslında ben trend yaratmıyorum. İnsanlar bana yeni trendlerin neler olacağını soruyor; ama onu ben de bilmiyorum. Benden hep onları baştan yaratmamı istiyorlar ve ben bundan çekiniyorum; çünkü gerçek stil içeriden gelir. Kadınlara her zaman kendileri olmalarını söylerim. Giysiler ve mücevherler eğlencelidir; ama harika aksesuarlar bir kişinin kendi stilini yaratmaz. Giydiğiniz şeyin içinde kendinizi rahat hissetmelisiniz.”

Moda anlamında sizce kadınlar kendilerini nasıl ifade edebilirler?
“Kendini ifade etmek çok önemlidir ve kendinizi bireysel olarak tanımlarsınız. Giyinme şekliniz başarınızda ve kim olduğunuzu anlatmanızda önemli bir rol oynar.  Tek yöntem değildir belki ama giyiminiz hislerinizi yansıtabilir. Eğer güzel kollarınız ve harika omuzlarınız varsa gösterin onları; kolsuz kıyafetler giyin. Eğer kollarınız ve omuzlarınız güzel değilse göstermeyin. Çözüm çok basit; bir ceket giyin. Bacaklarınız güzelse kısa etekler giyin. Yani şunu şöylemeye çalışıyorum: İyi hissetmenizi sağlayan ne ise onu giyin; ama nasıl iletişim kurduğunuz, söyledikleriniz ve birey olarak nasıl bilindiğiniz de aynı derecede önemlidir.

En önemli moda tavsiyeniz nedir?
“Paranız olsa da olmasa da üzerinize ve cilt renginize iyi uyan giysiler bulabilirsiniz. Örneğin açık yeşil ve moru sadece doğru renklerle bir araya gelmişlerse ve üzerinizde iyi duruyorlarsa giyin. Hangi renklerin işe yaradığını bilirsiniz. Renkler pahalı değildir ve çok önemlidirler. Ama bazen çok fazla abartabiliyoruz. Bence gerçekten sakin olup basit düşünmeyi başarmalıyız. Böylece yeni bir gardırop için kredi çekmenize gerek olmadığını görebilirsiniz.”

* Kaynak: Bu röportaj ‘Confessions of a Shopacolic’ filmi için Patricia Field ile Disney Enterprises tarafından yapılmıştır. (Çeviri: Arzu Dindar)

Yorum yapılmamış »

Bu yazının yorumlarının RSS beslemeleri. Bağlantıyı Yeniden Çağırın


Yorum Ekleyin





Powered by WordPress. Tema Tasarımı: TheBuckmaker. Schulden, Nebenjob

Copy Protected by Chetan's WP-CopyProtect.